Çocukların Okuma Sevgisini Öldürmemeyi Nasıl Başarabilirsiniz? – 1

Bir kimsenin eğitimini ve yaşamını nitelikli kılan tek bir şey seçmem gerekseydi, bu okumak olurdu. Basit anlamda okur-yazarlıktan veya okuma becerisinden söz etmiyorum; haz alarak, merakını gidermek için, bizimle aynı biçimde düşünen ve hissedenlerin varlığıyla avuntu bulmak için insanların nasıl çabaladığını anlama yolunda okumaktan söz ediyorum.

Ama çocuklarımın okulda “okuma” olarak yaptıkları şeye bakınca, bu bana pek de okuma gibi görünmüyor. Okulda neler okuduklarını sorduğumda, çoğu zaman yüzüme boş boş bakıyorlar. Bana anlattıklarına göre, okuma saatinde yaptıkları, okuma hakkında listeler oluşturmak. Veya onlardan; kitaplar değil belli bölümler okumalarını, sonra da çoktan-seçmeli soruları yanıtlamalarını isteyen bilgisayar uygulamalarına girmek.

Bunu öğrenmek çok canımı sıktı ve beni önce Donalyn Miller’in The Book Whisperer (Türkçesi bulunmamaktadır), sonra da Kelly Gallagher’ın Readicide (Türkçesi bulunmamaktadır) adlı kitaplarına başvurmaya yöneltti. Her iki kitap da bize şunu gösteriyor: Okullarda uygulanan okuma programları ve etkinlikleri, öğrencilerin okuma yetkinliklerini artırmada pek işe yaramıyor. Özellikle de gerçek kitaplarla gerçek etkileşimin yerini aldıklarında. Kaldı ki, bu programlar çocuklarımızı okumayı seven insanlara dönüştürmek için de hiçbir şey yapmıyorlar.

Bunu kitaplardan başka hiçbir şey yapamaz zaten: Elle tutulan gerçek kitaplar okuyan insanlarla birlikte, elle tutulan gerçek kitaplar okumak.

Bu düşüncenin birçok okula hâlâ ulaşmamış olması beni şaşkına çeviriyor. Okullar hâlâ pahalı programlar için dünyanın parasını harcıyor, sayfalar dolusu okuma parçasını ve okuduğunu anlama sorularını her gün çocuklarımızın önüne koyuyor ve sonunda, hiçbir gerçek kitap okumadan onları sistemin kucağına atıyorlar. Yalnızca alıntılar. Yalnızca kısa bölümler. Yalnızca okumayla ilgili “etkinlikler”, ama kitapların kendisine neredeyse hiç el sürmeden.

Arkadaşım Pernille Ripp Amerika Wisconsin’de bir yedinci sınıf İngiliz dili ve edebiyatı öğretmeni. Yıllardır blog yazıyor, ülkenin her yanında konuşmalar yapıyor ve öğretim üzerine birçok kitabı bulunuyor.

Son kitabı Passionate Readers’da (Tutkulu Okurlar; Türkçesi bulunmuyor), okumayı çeşitli programlar ve etkinliklerle öğretme yönteminden, kitapları eski değerine kavuşturan ve her çocukta okuma sevgisini filizlendiren bir yönteme nasıl geçtiğini anlatıyor. Bu kitap hakkında söyleyebileceğim en olumlu şey, Pernille’in bu süreçte yaşadığı bocalamalar ve verdiği uğraşlar hakkında son derece dürüst oluşu.

Okumayı öğretirken neleri yanlış yapıyoruz?

Testlerin ağır baskısını hisseden pek çok sınıfta dersler; keyif alma odaklı estetik okuma yerine, Louise Rosenblatt’ın öğretim odaklı okuma dediği, bilgi edinme amaçlı bir okuma türüne eğilim gösterir. Bilgilenmek için okumak elbette önemli bir beceridirÇünkü zorlu metinleri çözme becerisi, iddialarını destekleyecek kanıtlar bulabilme, önemli düşünceleri özetleme ve önyargıları fark etme olmaksızın, öğrencilerin akademik gelişimi güdük kalacaktır.

Çözümleyici okuma becerilerini geliştirme yönündeki baskımızın ne yazık ki zararlı yan etkileri oluyor. Zevk için okuma, çok fazla sayıda okulda hep göz ardı edilen, teşvik ettiğimiz ama aslında zaman ayırmadığımız bir şey haline geldi. Öğrencilere okumaları için zaman vermek yerine, onları gerçek okumadan uzaklaştıran etkinlikler, projeler, bilgisayar programları, okuma listeleri ve çalışma kağıtları veriyoruz.

“Sürekli beceri kazanmak için okuyoruz,” diyor Ripp. “Çocuklardan sürekli olarak, okuduklarından öğrendikleriyle bir şeyler yapmalarını istiyor, sonra da neden bizden uzaklaşıyorlar ve asla ellerine başka bir kitap almıyorlar diye hayrete düşüyoruz. Okuma zorunluluğundan kurtulmak için okulun bitmesini sabırsızlıkla bekleyen çocuklar var.”

Bu tür uygulamaları eleştirirken, Ripp’in öğretmenleri kınamak gibi bir niyeti yok aslında. “Çok iyi anlıyorum onları,” diyor. “Bu çocukların, bir parçası olduğumuz küresel pazar ekonomisini kavrayabileceklerini ve rekabet edebileceklerini gösteren eğitim verilerine; hükümetin, ebeveynlerin ve herkesin ilgisinin yarattığı baskıyla hepimiz bir biçimde karşı karşıyayız.”

Ripp’e göre keyif almak için okuyan öğrencilerimiz olduğunda bile, gerçekten okuduklarını gösterecek kanıtlar – okuma listeleri, kitap özetleri, küçük sınavlar gibi – aramaktan kendimizi alamıyoruz.

Ripp öğretmenliğini yıllarca böyle sürdürdü: “Gerçekten yıpratıcıydı,” diyor o yılları için. “Okuma kulüpleri kurduğumuzda, bütün yük benim üzerimdeydi; beş kitabı birden okuyup sorular hazırlıyordum. Çocukların yapması gereken tek şey kulübe gelmek ve sesli kitap okumaktı. Hangi kitabı okuyacağımız hakkında veya herhangi bir konuda hiçbir konuşma, tartışma olmuyordu. Her şey tamamen ve her zaman öğretmen-merkezliydi. Kitabı bitirdikten sonra, anlamlı çalışmalar yapmak yerine kitabı okuduklarının kanıtı olarak kitap özetleri hazırlıyorlardı.”

Değişim nasıl başladı? 

Sonra, bir gün bir öğrenci Ripp’in durup düşünmesine yol açan bir şey söyledi. “Sanırım yılın başlarında hepimizin yaptığı üzere, ‘okumak harikadır’ başlıklı dersi işliyordum. Tam önümde oturan çocuklardan birinin arkadaşlarına ‘Okumak berbat bir şeydir,’ diye fısıldadığını duydum. Bilirsiniz işte, çocuğun üzerine atlayıp, sıkça kullandığımız o cümleyle, ‘Yok canım, sen henüz iyi bir kitapla karşılaşmamışsın,’ diyesim geldi.” Ama Ripp bunun yerine, çocuğa böyle düşünmesinin nedenini sordu.

Ripp her yıl öğrencilerinden, kitap okumanın sevdikleri ve sevmedikleri yanlarını küçük not kâğıtlarına yazmalarını istiyor. Bu tam da cinin şişeden çıktığı andır: Düşüncelerini dürüstçe dile getirmesi istenen öğrenciler, Ripp’e, sıralarında kıpırdamadan oturmak zorunda olmaktan hoşlanmadıklarını söylediler. Belli bir seviyeye uygun metinlerle sınırlanmak yerine, kendi kitaplarını kendilerinin seçmesine izin verilmesini istediler. Hepsinden önemlisi, ne zaman bir şeyler okusalar, hemen ardından, okudukları hakkında çeşitli etkinlikler yapmaktan nefret ediyorlardı.

Ripp’in, okuma etkinliğine sağduyulu yaklaşım diye adlandırdığı tutuma geçişi böylece başladı.

Sağduyulu bir yaklaşıma doğru 

Bir kez gözleri açılınca, Ripp kendisini, okuma öğretiminde belli bir tarzın “öncüleri” diye nitelediği kişilerin yanında buldu: Nancie Atwell, Donalyn Miller, Penny Kittle, Kelly Gallagher, Kylene Beers, Stephen Krashen ve diğerleri. Yazılı hâle getirilmiş programların ve okumayla ilgili etkinliklerin – öğretmen-merkezli okuma öğretimi- çocukların yaşam boyu iyi okurlar olması amacına hizmet etmediğini anlamaya başladı. Böylece, zaman içinde yaklaşımını değiştirdi.

Bir sonraki yazıda Ripp’in bugün uygulamakta olduğu okuma öğretiminin en göze çarpan unsurlarını anlatacağım.

 

Yazının yarın yayınlanacak devamında neler var: Okumayı sevdirmeye yönelik öneriler; sınıfta serbest okuma zamanı, kitap seçme özgürlüğü, zengin bir sınıf kütüphanesi kurmak…

Kaynak 1: Egitimpedia.com

Kaynak: https://www.cultofpedagogy.com/stop-killing-reading/

Yazar: Rıdvan Hoca

"Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla." Aldous Huxley

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir